Sağlık Bakanlığı, kamuya ait yataklı hastanelerin iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı çerçevesinde “çok tehlikeli iş yeri” sınıfından “tehlikeli iş yeri” sınıfına alınması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına resmi bir başvuruda bulundu. Bu değişiklik, hastanelerin tehlike sınıflarının yeniden değerlendirilmesi ihtiyacını gündeme getiriyor.
Başvuru Gerekçeleri
Sağlık Bakanlığı, kamu hastanelerinin maden, inşaat, tersane ve ağır sanayi gibi sektörlerle aynı tehlike sınıfında yer almasının adil olmadığını öne sürdü. Bakanlık, 2024 SGK İş Kazası ve Meslek Hastalığı İstatistikleri'ne atıfta bulunarak, sağlık hizmetleri sektöründeki iş kazası ve ölüm oranlarının, çok tehlikeli sınıfta bulunan diğer alanlarla kıyaslandığında daha düşük olduğunu vurguladı. Bu bağlamda, hastanelerde meydana gelen kazaların çoğunun düşme, kesici-delici alet yaralanmaları ve kas-iskelet sistemi zorlanmaları gibi düşük enerjili kazalar olduğu belirtildi.
Uygulanan Protokoller ve Eğitimler
Başvuruda, sağlık hizmetlerinin enfeksiyon kontrolü, tıbbi atık yönetimi, radyasyon güvenliği ve kalite standartları çerçevesinde sıkı protokollerle yürütüldüğü ifade edildi. 2025 itibarıyla yürürlüğe girecek iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerinin büyük bir kısmının, sağlık sektöründe hali hazırda uygulandığı belirtildi. Ayrıca, Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) çerçevesinde sistematik olarak risk değerlendirmeleri ve çalışan güvenliğine yönelik eğitimlerin gerçekleştirildiği kaydedildi.
Tehlike Sınıfı Farklılıkları
Başvurunun dikkat çekici bir diğer noktası, yataklı ve yataksız sağlık kuruluşları arasındaki tehlike sınıfı ayrımı oldu. Ağız ve Diş Sağlığı Merkezleri’nde yataklı olanların “çok tehlikeli”, yataksız olanların ise “tehlikeli” sınıfta yer aldığına dikkat çekildi. Yalnızca yatak bulunmasının tehlike sınıfını artırmasının bilimsel bir temeli olmadığı ifade edildi. Öte yandan, ameliyathanesi bulunmayan bazı hastanelerin de sadece yataklı olmaları nedeniyle “çok tehlikeli” olarak sınıflandırıldığı aktarıldı.
Biyolojik Riskler ve Çalışan Farkındalığı
Hastanelerdeki risklerin yaklaşık yüzde 70'inin biyolojik risklerden oluştuğu, bu risklerin enfeksiyon kontrol komiteleri ve sağlık profesyonellerinin mesleki eğitimleri ile yönetildiği vurgulandı. Sağlık çalışanlarının yüksek eğitim düzeyine sahip olduğu ve risk farkındalığının iş kazası ve meslek hastalığı riskini azalttığı belirtildi.
SAHADER'in Görüşleri
Sağlık Çalışanları Hak ve Mücadele Derneği (SAHADER), hastanelerin iş sağlığı ve güvenliği açısından hâlâ yüksek riskli alanlar olduğunu savunarak, sağlık emekçilerinin biyolojik, kimyasal, radyolojik ve psikososyal risklere maruz kaldığını belirtti. Dernek, iş kazası ve meslek hastalığı verilerinin tehlike sınıfını belirlemede tek başına yeterli olmadığını ifade etti. Hastanelerdeki risklerin görünmez ve sürekli olduğunu, bu durumun da ciddi ve kalıcı tehditler oluşturduğunu vurguladı.
İdari ve Mali Gerekçeler
SAHADER, hastanelerin “çok tehlikeli” statüsünden çıkarılmasının iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerinde zayıflamaya yol açabileceği uyarısında bulundu. Tehlike sınıfı tartışmasının idari ve mali gerekçelerle değil, çalışan sağlığı ve hasta güvenliği temelinde ele alınması gerektiğini belirtti. İş güvenliği uzmanlarına göre, hastanelerin tehlikeli sınıfının düşürülmesi, A sınıfı iş güvenliği uzmanı veya hizmetine ihtiyaç kalmadan, sağlık çalışanlarının muayene sıklıklarını azaltabileceği öngörülüyor. Bu değişiklikler, sağlık sektöründeki iş güvenliği uygulamalarını etkileyebilir.