24 Saat Haber
İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1837 %0
50,5280 %0.25
6.394,67 % -0,56
Ara
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

İçerik Diyeti: Haber–Sosyal Medya–Sohbet Maruziyetini Yönetmek

YAYINLAMA:

İçerik diyeti, çağımızın en hafife alınan ama en belirleyici öz-denetim alanlarından biri. “Diyet” kelimesi burada estetik ya da kilo yönetimiyle ilgili değil; zihnin, sinir sisteminin ve karar mekanizmasının maruz kaldığı uyarı setini bilinçli biçimde düzenlemekle ilgili. Bugün pek çok insan kendini “dikkatsiz”, “sabırsız”, “kaygılı” ya da “odaksız” diye tanımlıyor. Oysa çoğu zaman sorun karakter değil; maruziyet rejimi. Yani gün boyu hangi içeriklere, hangi hızda, hangi duygusal yükte ve hangi bağlamda maruz kaldığımız.

Modern insanın gündelik hayatı artık bir tür “uyaran ekonomisi” içinde akıyor. Haber akışları, sosyal medya, bildirimler ve bitmeyen sohbetler; hepsi tek bir şeye oynuyor: dikkate. Dikkat ise sadece bilişsel bir kaynak değil; aynı zamanda fizyolojik bir düzenleme aracıdır. Dikkatin nereye gittiği, bedenin hangi modda çalışacağını da belirler. Bu nedenle içerik tüketimi, sadece “bilgi almak” değildir; sinir sistemini eğitmektir. Gün içinde tekrarladığın her maruziyet, bedenine “dünya güvenli mi, değil mi?” sorusunun cevabını yeniden yazdırır.

Burada kritik kavram şudur: maruziyetin niteliği. Bir gün boyunca yüksek gerilimli haber başlıklarına, öfke üreten tartışmalara, kıyas tetikleyen görsellere ve sürekli aciliyet hissi üreten bildirimlere maruz kalıyorsan, beynin bunu “normal” kabul eder. Normal kabul ettiği şey de bir süre sonra “zemin” olur: algı daralır, risk arama artar, tehdit filtreleri hassaslaşır. Sonuçta gündem ağırlaşmasa bile, zihin ağırlaşır. Bu tabloya bakıp “ben neden böyleyim?” diye sormak, kök nedeni ıskalar. Asıl soru şudur: Ben neye maruz kalıyorum ve bu maruziyet bende hangi fizyolojik modu sürekli kılıyor?

İçerik diyeti, bu soruya verilen sistematik bir yanıttır. İki açıdan önemlidir. Birincisi, bilişsel hijyen sağlar: hangi bilgi gerçekten işlevsel, hangisi sadece zihinsel gürültü? İkincisi, duygusal hijyen sağlar: hangi içerik beni bilgilendiriyor, hangisi beni tahrik ederek tüketiyor? Bu ayrımı yapmadığında, en “entelektüel” motivasyonla bile içerik tüketiyor olsan, günün sonunda kendini enerjisi çekilmiş, tepkisel ve dağılmış bulabilirsin.

Üç ana maruziyet kanalı var: haber, sosyal medya, sohbet. Her biri ayrı bir risk profili üretir.

Haber maruziyeti, en çok “dünya tehlikeli” kodunu besler. Haberlerin doğası seçicidir; olağan olanı değil, olağan dışı olanı öne taşır. Bu, gazeteciliğin işleyiş mantığıdır. Fakat okurun sinir sistemi açısından haber akışı sürekli bir “alarm paneli” gibi çalışabilir. İnsan fark etmeden güne alarm tonuyla başlar, alarm tonuyla sürdürür, alarm tonuyla kapatır. Zihnin bunu taşıma kapasitesi yoktur; o yüzden ya kaygı yükselir ya da uyuşma başlar. İkisi de sağlıklı değildir. İçerik diyeti burada basit bir disiplin önerir: haberi zaman kutusuna al. Habere ayrılmış net bir pencere (örneğin günde iki kez 15 dakika) ve bu pencere dışında “akıntıya kapılmama” kararı. Haber, “her an” tüketilecek bir şey olmaktan çıktığında bilgilendirici olur; “her an” tüketildiğinde sinir sistemini aşındırır.

Sosyal medya maruziyeti ise daha karmaşıktır; çünkü sadece bilgi değil, kıyas, statü, aidiyet ve onay dinamiklerini taşır. Sosyal medya, insan zihninin en hassas noktalarını yakalayan bir arayüzdür: kim daha iyi, kim daha başarılı, kim daha güzel, kim daha mutlu? Buradaki sorun, insanların “gerçek hayatı” değil; platformların bir vitrini sürekli “karşılaştırma makinesine” çevirmesidir. Sürekli kıyas, kronik öz-şüphe üretir. Öz-şüphe de kararları bozar; kişi kendine güvenemez hale gelir, dış referanslara yaslanır, sonra daha çok tüketir. Bu döngüde içerik diyeti şunu talep eder: akıntı değil amaç. Platforma bir amaçla giriyorsan (bir bilgi, bir mesaj, bir üretim), kalış süren kısalır ve maruziyet yönetilebilir olur. Ama platform “boşluk doldurma” için açıldığında, maruziyet otomatiğe bağlanır. Burada en etkili strateji “mikro-kapı”dır: bildirimleri kapatmak, ana ekrandan uygulamayı kaldırmak, belirli saatler dışında girmemek gibi basit ama davranışsal olarak güçlü düzenlemeler.

Sohbet maruziyeti çoğu kişinin görmezden geldiği üçüncü kanaldır. Çünkü sohbet “insani” bir şeydir; iyi geldiği varsayılır. Oysa sohbet de bir maruziyettir: kiminle, hangi tonda, hangi içerikte, hangi süreyle konuştuğun; sinir sistemine doğrudan etki eder. Bazı sohbetler regüle eder, bazı sohbetler tüketir. Bazı sohbetler düşünceyi açar, bazı sohbetler dedikodu ve şikâyet üzerinden daraltır. Burada içerik diyeti, insan ilişkilerini kesmek değil; konuşma ekolojisini tasarlamak demektir. Sürekli şikâyet döngüsüne giren bir sohbet, “rahatlama” gibi görünse de çoğu zaman bedeni daha da gerer. Bunun panzehiri basit bir kuraldır: konuşma sonunda kendine şu testi yapmak: “Bu sohbetten sonra genişledim mi, daraldım mı?” Daralıyorsan, o sohbetin tonu ya da süresi yeniden tasarlanmalıdır.

İçerik diyetinin omurgası, üç prensiple kurulabilir: zaman, yoğunluk, bağlam.

Zaman prensibi, maruziyeti gün içinde kutulara ayırır. Alarm üreten içerik, özellikle sabah saatlerinde tüketildiğinde günün tonunu belirler. Bu nedenle birçok insanın ihtiyacı motivasyon cümleleri değil, sabah ilk yarım saatte uyaran disiplinidir. Yoğunluk prensibi, art arda yüksek uyarımlı içerik almamayı gözetir. Beden bir yerden sonra regüle olamaz; regülasyon düştüğünde kişi daha çok tüketmeye eğilimli olur. Bağlam prensibi ise şunu sorar: “Bu içeriği nerede ve hangi amaçla alıyorum?” Aynı içerik, farklı bağlamda farklı etki yaratır. Yürüyüşte kısa bir haber okuması başka, yatakta uykudan önce sonsuz akış başka bir etki üretir.

Bütün bunların sonunda mesele etik değil; mühendisliktir. İçerik diyeti, “daha az bak” demek değildir. “Daha akıllı bak” demektir. Maruziyetini yönetmeyen kişi, bir süre sonra tepkilerini yönetemez. Tepkilerini yönetemeyen kişi, ilişkilerini yönetemez. İlişkilerini yönetemeyen kişi de hayatını “olaylar” üzerinden yaşamaya başlar; oysa çoğu zaman belirleyici olan olaylar değil, olaylara verdiğin fizyolojik ve bilişsel tepkidir.

Bu nedenle içerik diyeti, modern bir erdem değil; modern bir zorunluluktur. Kendi zihnine sahip çıkmak istiyorsan, neye maruz kaldığını ciddiye almak zorundasın. Çünkü gün boyu tükettiğin şey sadece haber, reels ya da sohbet değil; aslında zihninin çalışma biçimidir. Ve o biçim, tekrar ettiğin maruziyetlerle yazılır.

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *