Makinelerin Adaleti ve Hakları
Teknoloji, 21. yüzyılda hayatımızın neredeyse her alanına girdi. Alışverişten eğitime, sağlıktan ulaşıma kadar her şey dijitalleşti. Şimdi ise sıra, adalet sistemine geldi.
Artık dava dosyaları bilgisayarlara yükleniyor, yapay zekâ sistemleri üzerinden analiz ediliyor. Kimin suçlu, kimin haklı olduğu; kimin mağdur, kimin sorumlu olduğu verilerle belirleniyor. Yakın gelecekte bu kararların büyük bölümünü makinelerin vermesi kimseyi şaşırtmayacak.
Peki biz buna hazır mıyız?
Bir tuşla hayatımıza yön verilen, birkaç algoritmayla kaderi belirlenen bireyler hâline mi geliyoruz?
Bugün sessizce alışıyoruz buna. Sorgulamadan, itiraz etmeden…
“Daha hızlı olur”, “Daha objektif olur”, “İnsan hatası azalır” diyerek kendimizi ikna ediyoruz.
Evet, belki hatalar azalır.
Ama vicdan da azalır mı?
Bir insanın hayatını etkileyen kararlar sadece rakamlara, grafiklere, istatistiklere sığar mı? Bir annenin gözyaşı, bir çocuğun umudu, bir insanın pişmanlığı bir kod satırına dönüşebilir mi?
Adalet sadece matematik değildir.
Adalet, vicdandır.
Adalet, empati kurabilmektir.
Adalet, karşındakini “dosya numarası” olarak değil, insan olarak görebilmektir.
Makine hesap yapar.
Ama merhamet edemez.
Makine veriyi analiz eder.
Ama kalbi yoktur.
Makine karar verir.
Ama vicdan taşımaz.
Bugün “teknoloji bizi kurtaracak” diye düşünürken, yarın insan olmanın en temel değerlerini kaybetme riskiyle karşı karşıyayız.
Elbette teknolojiye karşı değilim.
Elbette dijital sistemler hayatımızı kolaylaştırmalı.
Ama adaletin merkezinde hâlâ insan olmalı.
Çünkü insanla ilgili hayati kararları, ancak vicdanı olan insanlar vermelidir.
Aksi hâlde, bir gün adalet ararken karşımıza bir ekran çıkacak.
Ve bize sadece şunu söyleyecek:
“Veriler böyle diyor.”
Ama vicdan ne diyor, kimse sormayacak.