Şuursuz İsrail
Bizde bir atasözü vardır: “Bir musibet, bin nasihatten evladır.”
Yakın zamanda ABD ve İsrail’in, uluslararası hukuku dikkate almadan İran’a karşı yürüttüğü saldırgan tutum bunun en çarpıcı örneklerinden biri oldu. Yaşanan gelişmeler, iki ülkenin bölgede şuursuzca hareket ettiğini ve dünya düzenini hiçe sayan bir anlayışla hareket ettiğini bir kez daha gözler önüne serdi.
Bugün gelinen noktada bu çatışma hâlâ yoğun bir şekilde devam ediyor. Ancak savaşın bir çıkmaza girdiğini gören Amerika Birleşik Devletleri, bu çıkmazdan kurtulmak için Batılı müttefiklerine, NATO’ya ve çeşitli uluslararası platformlara başvurmak zorunda kaldı.
İşin ironik tarafı ise tam da bu noktada uluslararası hukukun yeniden hatırlanmasıdır.
Batılı ülkeler ilk kez “uluslararası hukuk var” diyerek İran’a karşı gerçekleştirilen bazı eylemlerin hukuka aykırı olduğunu dile getirmeye başladı.
Fakat bu durum aynı zamanda başka bir gerçeği de ortaya koydu:
ABD ve İsrail’in uluslararası hukuk karşısındaki saldırgan tutumu, dünya kamuoyunda ciddi bir endişe yaratmış durumda. Pek çok ülke artık şu soruyu sormaya başladı:
Mevcut uluslararası düzen gerçekten yeterli mi?
Görünen o ki, uluslararası ilişkilerde yeni bir düzenleme, yeni bir modernleşme ve daha güçlü bir hukuk sistemi ihtiyacı giderek daha fazla hissediliyor.
Uzun zamandır dile getirilen “yeni dünya düzeni” tartışmaları da tam bu noktada yeniden gündeme geliyor. Daha güçlü bir uluslararası hukuk sistemi, daha dengeli ilişkiler ve devletler arası sorumlulukların net biçimde tanımlandığı yeni bir küresel düzen ihtiyacı artık kaçınılmaz görünüyor.
Özellikle de geleceğin en büyük tehditlerinden biri olarak görülen siber savaş konusu, bu yeni düzenin en önemli başlıklarından biri olmak zorunda. Çünkü dijital çağda savaşın biçimi değişiyor ve ülkeleri tehdit eden riskler artık yalnızca askeri değil, teknolojik ve siber alanlarda da ortaya çıkıyor.
Bugün uluslararası ilişkilerde yaşanan en büyük sorunlardan biri, hukukun ve güvenin zayıflamasıdır. Dünya, devletler arasında karşılıklı saygı ve hukuki sorumlulukların güçlü biçimde işletildiği yeni bir sisteme ihtiyaç duyuyor.
Sonuç olarak; dünya ülkelerinin ve insanlığın huzur, barış ve güven içinde yaşayabilmesi için güçlü uluslararası sözleşmelere, adil hukuk mekanizmalarına ve sağlam diplomatik ilişkilere her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır.
Çünkü iyi ilişkiler ve güçlü bir hukuk sistemi olmadan, kalıcı bir barışın mümkün olması oldukça zordur.