41,0867 %0,34
48,0345 %0,42
4.561,39 % 1,16
Ara
Entropi, Yok Oluş ve Ruhun Sonsuzluğu
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

Entropi, Yok Oluş ve Ruhun Sonsuzluğu

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Zamanın Kıskacı

Entropi, yalnızca termodinamiğin ikinci yasası değildir; aynı zamanda varoluşun en kaçınılmaz kaderidir. Her düzenli yapı, zamanın akışı içinde çözülmeye ve dağılmaya mahkûmdur.

Peki, düşünsel bir deney yapalım: Eğer entropiyi tersine çevirebilsek, yani kozmosu geri sarabilsek, varacağımız nihai nokta ne olurdu? Matematiksel olarak düzenin artması gerekir. Ancak düzenin en uç hâli, paradoksal biçimde, yeni bir çürümenin başlangıcına dönüşür.

Zaman işte bu nedenle bir kıskaca benzer: Bir ucunda dağılma, diğer ucunda yeniden düzenlenme vardır. Fakat her iki süreç de bir sonraki çözülmenin kapısını açar. Fiziksel varoluş bu döngünün dışına çıkamaz. Dolayısıyla insan da bir biyolojik varlık olarak bu kıskacın kurbanıdır.

Yok Oluşun Kaçınılmazlığı

Termodinamik bize şunu söyler: Entropi asla azalmaz. Zamanın okunu tersine çevirdiğimizde bile mutlak sıfır düzensizlik imkânsızdır. Hiçbir fiziksel sistem kusursuz bir düzen hâline ulaşamaz.

Kuantum fiziği de bu hakikati teyit eder. Belirsizlik ilkesi nedeniyle hiçbir parçacık hem konumu hem de momentumu bakımından tam anlamıyla belirlenemez. Yani evrende mutlak düzen mümkün değildir. En küçük ölçeklerde bile bir “gürültü” vardır.

Takyonik modellerin işaret ettiği şey de benzerdir: Düzenin yükseldiği her aşama, ardından zorunlu bir çöküşü getirir. Entropiyi tersine çevirmek, sadece geçici bir yanılsamadır; çürüme yine kaçınılmazdır.

Ruhun Sonsuzluğu

Fizik bize yalnızca yok oluşu işaret eder. Peki, bunun ötesinde bir ihtimal var mıdır?

İnsanın kendi üzerine düşünebilmesi, geleceğini öngörebilmesi ve “sonsuzluk” kavramını tahayyül edebilmesi, fizik yasalarının ötesinde bir boyuta işaret eder.

Platon’a göre ruh ölümsüzdür; bedensel yok oluş onu bağlamaz. Biz zaten bu entropik evrene dışarıdan gelmiş varlıklarız. Nietzsche ise “ebedi dönüş” fikriyle, her şeyin sonsuz döngüler halinde tekrarlandığını savunur.

Bu iki düşünür farklı görünse de aynı noktada birleşir: İnsan, yok oluşu aşmak için ya ölümsüzlüğe (Platon) ya da çöküşün tekrarına bilinçle katlanmaya (Nietzsche) dayanır.

Sonuç: Düşünceye Sevk

Fizik bize şunu söyler: Bedensel varlık olarak bizler yok oluşa mahkûmuz.
Felsefe ise ekler: Ruhsal varlık olarak bizler sonsuzluğun parçasıyız.

Öyleyse şu sorular kalıyor:

Eğer buraya dışarıdan geldiysek, nereye geldik?

Aslında nereden geldik?

Bu yok oluş deneyimini neden yaşamamız gerekiyordu?

Ve belki de en önemlisi:
Sonsuz bir ruh, neden yok oluşun kıskacına girmeyi seçer?

Kaynakça

[1] Clausius, R. (1865). Über verschiedene für die Anwendung bequeme Formen der Hauptgleichungen der mechanischen Wärmetheorie.
[2] Heisenberg, W. (1927). Über den anschaulichen Inhalt der quantentheoretischen Kinematik und Mechanik.
[3] Higgs, P. W. (1964). Broken symmetries and the masses of gauge bosons.
[4] Plato. (M.Ö. 380). Devlet.
[5] Nietzsche, F. (1882). Gay Science.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *