İnsanlar Neden Sürekli Kendilerini Kıyaslar?
Kıyas, Benlik Kimliği Net Olmadığında Başlar
İnsan kendini yeterince tanımadığında, kendini başkalarının üzerinden okumaya başlar. Kendi iç ölçüsü oluşmadığında, dış dünyanın ölçülerine bağımlı hale gelir. Kim olduğunu, ne istediğini, hangi değerlerle yaşadığını, hangi yolda ilerlediğini ve kendi gelişim ritminin ne olduğunu bilmeyen kişi, ister istemez başkalarının hayatını referans noktası yapar.
Kıyas tam olarak burada başlar. İnsan kendi merkezinden değil, başkasının görüntüsünden kendini anlamaya çalışır. Başkasının başarısı, kendi eksikliği gibi görünür. Başkasının güzelliği, kendi yetersizliği gibi algılanır. Başkasının ilişkisi, kendi yalnızlığını büyütür. Başkasının kazancı, kendi değersizlik hissini tetikler. Oysa çoğu zaman görülen şey hakikatin bütünü değildir; yalnızca dışarıya yansıyan sınırlı bir kesittir.
Kıyasın temelinde çoğu zaman “Ben kimim?” sorusuna verilmemiş bir cevap vardır. İnsan kendi kimliğini içerden kurmadığında, dışarıdaki her görüntü onun kimliğini sarsmaya başlar. Çünkü iç tanım zayıf olduğunda, dış ölçü çok güçlü hale gelir.
İnsan Kendini Bilmediğinde, Başkasının Hayatı Ölçüye Dönüşür
Kendini bilmeyen insan için dünya sürekli bir karşılaştırma alanıdır. Kim daha başarılı, kim daha güzel, kim daha mutlu, kim daha zengin, kim daha çok seviliyor, kim daha hızlı ilerliyor, kim daha dikkat çekiyor soruları zihnin arka planında sürekli çalışır. Bu sorular çoğu zaman bilinçli olarak sorulmaz. Fakat kişinin ruh halini, öz değerini ve iç dengesini sessizce yönetir.
Bu noktada kıyas yalnızca bir düşünce değildir; bir benlik ölçme mekanizmasıdır. Kişi kendini doğrudan hissedemediği için başkalarının konumuna bakarak kendi değerini belirlemeye çalışır. Başkası yükselirse kendini düşmüş hisseder. Başkası takdir edilirse kendini görünmez hisseder. Başkası sevilirse kendini unutulmuş hisseder. Başkası ilerlerse kendini geride kalmış kabul eder.
Bu mekanizma insanı içeriden tüketir. Çünkü kişi artık kendi hayatını yaşamaz; başkalarının hayatlarına göre kendi hayatını puanlamaya başlar. Bu da insanı sürekli eksik, geç kalmış, yetersiz ve geride kalmış hissettirir.
Kıyas, İç Ölçü Eksikliğinin Dışa Yansımasıdır
Sağlam bir benlik kimliği, insanın kendi değerini dış görüntülerle ölçmemesidir. Bu kimlik oluşmadığında kişi kendini sürekli dış göstergelere göre tartar. Kaç kişi beni beğendi? Kim benden daha iyi durumda? Ben ne kadar dikkat çekiyorum? Ben ne kadar onay alıyorum? Hayatım başkalarının hayatına göre ne kadar başarılı görünüyor?
Bu soruların içinde gerçek bir özgürlük yoktur. Çünkü bu soruların cevabı sürekli değişir. Bugün kendini iyi hissettiren bir kıyas, yarın insanı aşağı çekebilir. Bugün üstün hissettiren bir karşılaştırma, yarın değersizlik hissi üretebilir. Bu yüzden kıyasa dayalı benlik kırılgandır. Dış koşullar değiştikçe insanın iç hali de sürekli dalgalanır.
İç ölçüsü olmayan insan dış dünyanın terazisine mahkûm olur. Bu terazi adil değildir. Çünkü herkesin başlangıç noktası, geçmişi, karakteri, sınavı, imkânı, travması, yeteneği, ritmi ve kader yolu farklıdır. Farklı yolları aynı ölçüyle tartmak, insanın kendi gerçekliğine haksızlık etmesidir.
Kıyasın Kökünde Değersizlik Korkusu Vardır
İnsanların sürekli kendilerini kıyaslamasının derininde çoğu zaman değersizlik korkusu vardır. Kişi başkasının iyi oluşunu kendi kötü oluşunun kanıtı gibi algılar. Başkasının sahip olduğu şey, kendi sahip olamadığı şeyi acı biçimde görünür yapar. Başkasının güçlü yanı, kendi zayıf yanını büyütür. Bu nedenle kıyas, çoğu zaman basit bir gözlem değil, içsel bir yara temas noktasıdır.
İnsan kendini yeterli hissetmediğinde, her başarılı insan tehdit gibi görünür. Kendini sevilmeye layık hissetmediğinde, sevilen insanlara içeriden kırgınlık duyar. Kendini görünür hissetmediğinde, dikkat çeken insanlara karşı gizli bir huzursuzluk yaşar. Kendini güçlü hissetmediğinde, güçlü insanları ya idealize eder ya da küçümsemeye çalışır.
Bu nedenle kıyas, yalnızca başkasına bakmak değildir. Kıyas, insanın kendi içinde henüz iyileşmemiş bir eksikliğe başkasının görüntüsü üzerinden temas etmesidir. Başkasında görülen şey, içeride çözülmemiş bir ihtiyacı uyandırır.
Sosyal Görünürlük Kıyas Döngüsünü Büyütür
Modern dünyada insan artık yalnızca yakın çevresiyle kıyas yapmaz. Kendisini binlerce insanın seçilmiş, filtrelenmiş ve sahnelenmiş hayat kesitleriyle karşılaştırır. Bu durum kıyas mekanizmasını çok daha güçlü ve yorucu hale getirir. Çünkü insan artık doğal hayatlarla değil, çoğu zaman düzenlenmiş görüntülerle kendini ölçer.
Bir kişinin en iyi anı, başka bir kişinin en zayıf anına denk gelir. Birinin tatil fotoğrafı, diğerinin yorgun iş gününde karşısına çıkar. Birinin başarı duyurusu, diğerinin kendini başarısız hissettiği döneme denk gelir. Birinin mutlu ilişki paylaşımı, diğerinin yalnızlık hissini büyütür. Fakat burada unutulan şey şudur: Görünen hayat, yaşanan hayatın tamamı değildir.
Kıyas yapan zihin bunu ayırt etmekte zorlanır. Görüntüyü gerçek sanır. Parçayı bütün kabul eder. Başkasının vitrinini kendi perde arkasıyla karşılaştırır. Bu da insanın kendi hayatına karşı acımasızlaşmasına neden olur.
Kıyas, İnsanı Kendi Yolundan Uzaklaştırır
Kıyasın en büyük zararı, insanı kendi yolundan koparmasıdır. Çünkü kişi sürekli başkalarına bakarken kendi iç çağrısını duyamaz hale gelir. Kendi yeteneğini, kendi ritmini, kendi ihtiyacını, kendi potansiyelini ve kendi zamanlamasını gözden kaçırır. Başkasının yolu daha parlak görünür ve kişi kendi yolunu değersiz sanmaya başlar.
Oysa her insanın gelişim çizgisi farklıdır. Bazı insanlar erken açılır, bazıları geç olgunlaşır. Bazıları dış dünyada hızlı sonuç alır, bazıları içeride derinleşir. Bazıları görünür başarılar üretir, bazıları sessiz ama kalıcı dönüşümler yaşar. Bazıları toplumun alkışladığı alanlarda büyür, bazıları kimsenin görmediği içsel eşikleri aşar. Bunları aynı çizgi üzerinde değerlendirmek yüzeysel bir bakıştır.
Kendi yolunu bilmeyen insan, başkasının hızını kendi gecikmesi sanır. Başkasının yönünü kendi eksikliği sanır. Başkasının başarısını kendi başarısızlığı gibi yorumlar. Bu yanılgı, insanın kendi hayatına olan sadakatini zayıflatır.
Kıyas Üstünlük ve Aşağılık Arasında Gidip Gelir
Kıyas yalnızca kendini eksik görmek değildir. Bazen insan kendini üstün hissetmek için de kıyas yapar. Başkasını küçümseyerek kendini değerli hissetmeye çalışır. Birinin hatasını büyüterek kendi doğruluğunu kanıtlamaya çalışır. Birinin eksikliğine bakarak kendi gücünü hissetmeye çalışır. Fakat bu da aynı mekanizmanın başka yüzüdür.
Aşağılık hissi de üstünlük ihtiyacı da sağlam benlikten doğmaz. İkisi de dış ölçüye bağımlıdır. Kişi bazen kendini aşağıda, bazen yukarıda hisseder; fakat her iki durumda da merkez dışarıdadır. Gerçek özgüven ise başkasını küçültmeye ya da kendini başkasının üstüne koymaya ihtiyaç duymaz.
Olgun insan, başkasının değerini kendi değerine tehdit olarak görmez. Başkasının ışığı kendi ışığını azaltmaz. Başkasının başarısı kendi başarısızlığı değildir. Başkasının güzelliği kendi güzelliğini iptal etmez. Başkasının yolu kendi yolunu anlamsızlaştırmaz. Bu idrak oluştuğunda kıyasın zihindeki gücü kırılmaya başlar.
Kendini Anlamak, Kıyası Zayıflatır
Kişi kendini anladığında, başkalarına göre ölçülme ihtiyacı ortadan kalkar. Çünkü artık içerde bir referans noktası oluşur. İnsan neye uygun olduğunu, neyin kendisine ait olmadığını, hangi hızda geliştiğini, hangi alanda derinleştiğini ve hangi değerler üzerinden yaşamak istediğini bilmeye başlar.
Kendini anlamak, kendini olduğundan büyük görmek değildir. Kendini olduğundan küçük görmek de değildir. Kendini anlamak, gerçek ölçüsünü bulmaktır. Güçlü yanlarını bilmek, zayıf yanlarını kabul etmek, gelişmesi gereken alanları görmek ve bütün bunları başkalarının varlığına göre değil, kendi hakikatine göre değerlendirmektir.
Bu noktada insanın enerjisi dışarıdan içeriye döner. Başkalarının hayatını izlemek yerine kendi hayatını inşa etmeye başlar. Başkalarının onayını kovalamak yerine kendi iç bütünlüğünü kurar. Başkalarının hızına yetişmeye çalışmak yerine kendi ritmini tanır. İşte bu, kıyas döngüsünden çıkışın temelidir.
Gerçek Özgüven, Kendi Ölçünü Bilmektir
Gerçek özgüven, herkesten üstün olduğunu düşünmek değildir. Gerçek özgüven, başkalarıyla karşılaştırılmadan da değerli olduğunu bilmektir. İnsan kendi değerini yalnızca başarıya, güzelliğe, statüye, paraya, ilişkiye, takdire ya da dış görünürlüğe bağladığında kırılgan hale gelir. Çünkü bunların hepsi değişebilir.
Sağlam özgüven ise daha derindedir. İnsan hata yapsa da değerini tamamen kaybetmediğini bilir. Bir konuda geri kalsa da bütünüyle yetersiz olmadığını bilir. Başkası ondan daha iyi olsa da kendi varlığının geçersizleşmediğini bilir. Bir hedefe geç ulaşsa da hayatının anlamını kaybetmediğini bilir.
Bu bilinç, insanı rahatlatır. Çünkü kişi artık yaşamı bir yarış alanı gibi görmek zorunda kalmaz. Kendi gelişimini daha dürüst, daha sakin ve daha verimli biçimde sürdürebilir.
Kıyasın Yerine İlham Geldiğinde Dönüşüm Başlar
Kıyas tamamen bittiğinde, başkalarının varlığı tehdit olmaktan çıkar ve ilhama dönüşür. Başkasının başarısı artık “Ben eksikim” duygusunu değil, “Bu da mümkün” farkındalığını uyandırır. Başkasının güzelliği kendi değersizliğini değil, insan çeşitliliğini hatırlatır. Başkasının ilerleyişi kendi gecikmesini değil, yolun farklı biçimlerde açılabileceğini gösterir.
İlham ile kıyas arasındaki fark niyettedir. Kıyas insanı aşağı çeker ya da sahte üstünlüğe iter. İlham ise insanı kendi yoluna döndürür. Kıyas “Ben neden onun gibi değilim?” diye sorar. İlham “Ben kendi yolumda neyi uyandırabilirim?” diye sorar. Kıyas enerjiyi dağıtır. İlham enerjiyi toplar.
Bu dönüşüm çok önemlidir. Çünkü insan başkalarına bakmayı tamamen bırakmak zorunda değildir. Fakat bakışın kalitesi değişmelidir. Başkasına bakarken kendini ezmek yerine, kendi potansiyelini hatırlamak mümkündür. Başkasının yolunu kopyalamak yerine, kendi yolunu daha bilinçli kurmak mümkündür.
Sonuç: Kıyas Biter, Kendilik Başlar
İnsanlar sürekli kendilerini kıyaslar; çünkü çoğu zaman kendi benlik kimlikleri yeterince net değildir. İçerde sağlam bir kendilik duygusu oluşmadığında, dış dünya kişinin aynası haline gelir. İnsan kendini başkasının başarısıyla, görüntüsüyle, ilişkisiyle, statüsüyle, beğenilme oranıyla ve yaşam temposuyla ölçmeye başlar. Fakat bu ölçüm hiçbir zaman tam ve adil değildir.
Kıyas, insanı kendi merkezinden uzaklaştırır. Başkasının hayatını fazla büyütür, kendi hayatını eksik gösterir. Başkasının görünen tarafını mutlak gerçek sanır, kendi görünmeyen emeğini küçümser. Başkasının hızını kendi gecikmesi zanneder, kendi ritmini inkâr eder. Bu nedenle kıyas, masum bir düşünce alışkanlığı değil; insanın kendilik algısını bozan derin bir iç mekanizmadır.
Çıkış yolu, başkalarını yenmek değildir. Çıkış yolu, başkalarından daha iyi olduğunu kanıtlamak değildir. Çıkış yolu, insanın kendi benlik kimliğini netleştirmesidir. Kişi kim olduğunu, neye değer verdiğini, hangi yolda yürüdüğünü, hangi potansiyeli taşıdığını ve hangi ritimde geliştiğini anladığında kıyasın etkisi azalır.
Çünkü kendini bilen insan, başkasının varlığıyla sarsılmaz. Başkasının başarısı onun değerini azaltmaz. Başkasının güzelliği onun ışığını söndürmez. Başkasının hızı onun yolunu geçersiz kılmaz. Kendini bilen insan başkalarına göre yaşamaz; kendi merkezinden yaşar.
Gerçek özgürlük burada başlar. İnsan başkalarının hayatını ölçü olmaktan çıkardığında, kendi hayatı ilk kez gerçek anlamda görünür hale gelir. Kıyas bittiğinde insan eksik değildir; sadece kendine dönmüştür. Kendine dönen insan ise artık başkalarının gölgesinde değil, kendi hakikatinin içinde büyür.