24 Saat Haber
İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,6340 %0.18
51,4615 %0.05
6.699,69 % -0,49
Ara
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

DNA’yı Biyolojiyle Sınırlamamak: “Bilgi Taşıyıcı Katman” Modeli

YAYINLAMA:

NA kelimesi gündelik dilde iki farklı hayata sahip. Laboratuvarda DNA; hücrenin içinde çalışan, protein üretimi ve düzenleme süreçlerini yöneten somut bir molekül. Evde, işte, ilişkide ise DNA; “bende bu var” diye özetlediğimiz bir kader cümlesine dönüşebiliyor. Ben bu yazıda ikisini kavga ettirmiyorum. Sadece araya daha işe yarar bir çerçeve koyuyorum: DNA’yı tek başına “kader” diye konuşmak yerine, insanı yöneten daha büyük bir “bilgi sistemi”nin çekirdeği olarak düşünmek. Yani: bilgi taşınır, çalıştırılır, geri beslemeyle ayarlanır.

Bunu “katmanlı sistem” gibi hayal edebilirsin. Telefon örneği basit ama öğretici: Donanım var, işletim sistemi var, uygulamalar var; bir de hepsinin üstünde ayarlar, güncellemeler, ağ bağlantısı ve güvenlik katmanları var. İnsan da benzer: DNA çekirdek talimat; ama gündelik hayatta gördüğün “sen” çoğu zaman o talimatın değil, talimatın hangi koşulda nasıl çalıştırıldığının sonucu.

Şimdi bunu canlı örneklerle açalım.

Uyku, bir “konfor” meselesi değil; sistemin çalışma modunu belirleyen bir anahtar. İki gece üst üste eksik uyuduğunda aynı olaylara verdiğin tepki değişiyor: Bir e-postadaki kısa bir cümle bile “sert” gelir, trafikteki küçük bir durum “saygısızlık” gibi algılanır, evdeki masum bir soru “hesap sorma” gibi duyulur. Bu, kişilik değişimi değil; runtime değişimi. Zihin daralır, seçenekleri azaltır, “tehdit taraması” artar. Katmanlı model bunu şöyle okur: Depo aynı, talimat seti aynı; ama çalışma zamanı koşulları bozulduğu için çıktılar sapıyor.

Kafein de aynı şekilde. Kahve kimseyi şeytanlaştırmaz, ama bir gerçek var: Kafein, sistemde “uyarıcı” bir düğmeye basar. Eğer zaten stresliysen, uykun eksikse, gün içinde yeterince su içmiyorsan, üstüne bir de yüksek kafein bindiğinde “içerideki gürültü” artar. Gürültü artınca zihin daha keskinleşir: düşünce hızlanır ama derinlik azalır; sabır düşer, “tek cümlelik hüküm” yükselir. Sonra da kolayca “Ben sinirliyim” dersin. Oysa daha doğru cümle şu olabilir: “Sistemim uyarılmış, filtrelerim daralmış.” Bu da bir katman dilidir: “Ben” değil, “mod” konuşuyor.

Stres tarafında iş iyice netleşiyor. Uzun süre stres altında kaldığında sinir sistemi “tasarruf” ve “savunma”ya geçer. İlişkide daha alıngan olursun; işte daha aceleci; kendine karşı daha acımasız. İlginç olan şu: Bunu çoğu zaman “karakter” sanarsın. “Ben böyleyim, ben buyum.” Halbuki stres, birçok insanda aynı işlevi görür: algıyı daraltır, risk algısını yükseltir, toleransı düşürür. Katmanlı modelin söylediği şudur: Bu bir “benlik hükmü” değil, bir “sistem davranışı”.

İlişki örneğine gelelim; çünkü en hızlı orada yakalanıyor. Diyelim partnerin sana “Bugün nasılsın?” dedi. Normal bir günde bu, sıcak bir temas. Uykusuz ve gergin olduğun bir günde ise aynı cümle, “Benden bir şey mi istiyor?” diye okunabilir. Bir saniyelik fark. Aynı kelime; farklı okuma. Bu noktada “DNA”nın konuşulma şekli genellikle şuna kayar: “Bende güven problemi var, genetik.” Hemen kader cümlesi gelir. Oysa katman modeli şöyle bir soru sorar: “Benim okuma filtrem bugün neden böyle?” Belki uykusuzsun, belki kafein yüksekti, belki işte bir baskı vardı, belki bedensel gerginlik tavan… Yani “çekirdek” değil, “filtre” bozulmuş olabilir.

İş performansı da bunun en pratik kanıtı. Aynı sen, bazı günler müthiş organize, bazı günler dağılıp gidiyor. Bazı günler bir sunumu şık bir şekilde yetiştiriyorsun, bazı günler aynı işi süründürüyorsun. Burada da yine iki uç anlatı var: “Ben tembelim” ya da “Ben dahi modundayım.” İkisi de hatalı. Daha doğru anlatı: Sistemde bir katman darboğazı var. Mesela:

  • Uyku bozuk → dikkat parçalanıyor
  • Stres yüksek → önceliklendirme bozuluyor
  • Kafein/sosyal medya → kısa devre ödül döngüsü artıyor
  • Çevre gürültülü → derin çalışma çöküyor

Bu, karakter değil; akış tasarımı meselesi. Mühendislikte buna “darboğaz” dersin. Bir sistemi hızlandırmak istiyorsan işlemciyi suçlamazsın; darboğaz nerede, onu bulursun.

Bu çerçeve “DNA’yı büyütmek” değil, aslında tam tersine: DNA’yı doğru yere koymak. DNA çekirdek talimat olabilir; ama gün sonunda yaşadığın hayat, büyük ölçüde “hangi talimatın hangi koşulda nasıl çalıştığı”yla ilgilidir. O yüzden “genetik” cümlesini, çoğu zaman daha iyi bir cümleyle değiştirebilirsin:
“Benim sistemim hangi koşulda hangi modu açıyor?”

Bu yazıyı köşe yazısı gibi bir öneriyle bitireyim; teknik omurgayı koruyarak, pratik bir minik protokol:

Bugün kendine “Ben buyum” demeden önce 30 saniyelik bir “katman kontrolü” yap:

  1. Uyku: Son 2 gece nasıl?
  2. Kafein: Uyarım düzeyi gerçekçi mi?
  3. Stres: Şu an bedende nerede sıkışıyor?
  4. İlişki: Bugün filtrelerim “tehdit taraması”nda mı?
  5. İş: Darboğaz ne—odak mı, enerji mi, çevre mi?

Bu soruların güzelliği şu: Suç üretmez. Kader üretmez. Sadece sistemi görür. Ve sistem görünür olduğunda, müdahale de mümkün olur. DNA’yı biyolojiyle sınırlamamak, aslında “DNA her şey” demek değildir; insanı tek katmanlı görmeyi bırakmak demektir.

 

Yücel BALKANCI

 

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *