24 Saat Haber
İstanbul
Açık
13°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,7666 %0
51,6634 %0.06
7.030,41 % -0,10
Ara
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

Merkaba: Araç mı, Geometri mi? Alan Geometrisi Olarak “Sahne Sahne” Yeniden Okuma

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Sabah 09:12. Gelen kutusunda tek cümlelik bir mail: “Bu işi bugün bitirebiliyor muyuz?” Normal şartlarda nötr bir soru. Ama sen iki gecedir eksik uyuyorsun, kahve üçüncü bardağı geçmiş, omuzlar kulak hizasına tırmanmış. Maili okuduğun an zihnin “soru”yu “baskı” diye çevirdi. Sanki satır aralarında bir yargı varmış gibi: “Yine yetiştiremeyeceksin.”
İşte bu an, benim “alan geometrisi” dediğim şeyin en çıplak hâli: Gerçek veri küçük, yorum büyük. Ve yorum büyüyünce alanın simetrisi bozuluyor.

Merkaba’yı “araç” diye konuşanlar bu noktada genelde bir düğme arar: “Bir aktivasyon yapayım, mod değişsin.” Benim teklifim daha sade: Merkaba’yı iki yönlü bir geometri gibi düşün. İki tetrahedronun aynı merkezde buluşması fikri—matematikte stella octangula diye bilinen form—tam da buna işaret eder: iki zıt yön, tek bir merkezde dengelenir. 

Mistik tartışmaları kenara koy; gündelik hayatta bunun karşılığı şu: Alan sapınca, karşı vektörü çağır. Merkez kaçınca, merkeze dön.

Aynı gün 13:40. Toplantıda konuşmalar üst üste biniyor. Sen söz alacaksın, ama beynin iki saniye gecikiyor. “Ben bu işe eskisi gibi hakim değil miyim?” düşüncesi daha cümle kurmadan içeri giriyor. Bu da bir “paket”: performans düşüşünü kişilik hükmüne çeviren hızlı etiket. Oysa çoğu zaman performans düşüşü, “sen yetersizsin” değil; sistem diliyle, band genişliği düşmüş demektir. Uykusuzluk band genişliğini düşürür. Kafein bir noktadan sonra gürültüyü artırır. Stres, filtresiz alarm üretir. Sonra da zihin, bu verileri alıp “benlik anlatısı”na çevirir.

Geometri okuması burada şunu yaptırır: “Yukarı” tetrahedron—anlam, niyet, çerçeve—tek başına yetmez. “Aşağı” tetrahedron—beden, ritim, sinir sistemi—çöküyse, yukarıdaki her şey teoride kalır. İki yön aynı merkezde buluşmayınca, kişi ya ideallerde uçar ya da günlük panikte gömülür. Merkaba’yı “alan geometrisi” diye okumak, bu iki yönü aynı merkeze bağlama alışkanlığıdır.

Akşam 19:05. Eve geldin. Partnerin “Nasılsın?” dedi. Normal günde sıcak bir temas. Bugün kulağına “hesap sorma” gibi geliyor. Çünkü gün boyu zaten “yetiş” baskısı, yetişmeyen işler, bölünen dikkat, yüksek uyarım… Sinir sistemi “tehdit taraması” modunda. Böyle bir modda soru, soru olarak kalmaz; niyet okumaya dönüşür. Sen bir anda sertleşirsin. Karşı taraf gerilir. Sonra gerçekten tartışma çıkar. Ve beyin, tartışmayı “kanıt” diye dosyalar: “Gördün mü, zaten…”

Bu sahnede “Merkaba düğmesi” aramak yerine “alan geometrisi” gibi düşünmek ne sağlar? Şunu: Merkezini geri çağırır.
Merkez dediğim şey romantik bir “kalbime döndüm” cümlesi değil; çok pratik bir hareket: Yüksek uyarımı düşürmek, bedeni gevşetmek, tonlamayı yumuşatmak, cümleyi uzatmak. Geometri dili, seni dramatize etmekten alıkoyar. Çünkü olay “kim haklı” değil; olay “alanın simetrisi bozuldu mu?” sorusuna döner.

Bu yüzden ben Merkaba’yı “araç” değil “geometri” gibi okuduğumda, onu şöyle bir mini protokole çeviriyorum—çok günlük, çok sade:

1) Veri–yorum ayrımı:
Mail bir veri. Tonlama bir veri. Göz devirmesi bir veri. “Beni küçük görüyor” yorum. Yorum yükseldi mi, alanın bir yönü aşırı büyümüş demektir.

2) Karşı vektörü çağır:
Zihin hızlandıysa beden yavaşlat. Beden gerildiyse nefes uzat. Ses keskinleştiyse cümleyi yumuşat. Yani tek yöne abanma; iki yönü dengele.

3) Merkez testi:
“Şu an merkezde miyim, yoksa uçta mıyım?” Uçtaysan karar verme. Uçtaysan mesaj atma. Uçtaysan tartışmayı bitirmeye çalışma.

4) Band genişliği gerçeği:
Uykusuzken “yüksek zeka” değil “yüksek reaktivite” çalışır. Bu yüzden o günün hedefi de değişmeli: üretim hedefi yerine stabilite hedefi.

Bu yazıyı tek cümleyle bağlayayım: Merkaba’yı “beni bir yerlere götürecek araç” diye hayal etmek cazip; ama ispat alanı olmayan bir vaatle yaşamak yorar. Merkaba’yı “alan geometrisi” gibi yeniden okumak ise sahici bir şey verir: savrulmayı azaltan bir koordinasyon dili.
İki zıt yönü aynı merkezde tutma disiplini.

Yücel BALKANCI

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *