24 Saat Haber
İstanbul
Açık
26°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,1172 %0.05
56,1209 %-0.13
7.108,25 %-1.31
Ara

11 Bin Yıl Önce Bir Leoparın Sırtında

YAYINLAMA:

Karahantepe’den gelen bu keşif, yalnızca 11 bin yıllık yeni bir heykel bulunduğu için önemli değil.

Asıl önemli olan, Karahantepe’nin bize aynı insan–leopar ilişkisini ikinci kez göstermesi.

Daha önce burada, sırtında leopar taşıyan bir insan heykeli bulunmuştu. Prof. Dr. Necmi Karul, bu eserde leoparın canlı ve saldırgan özellikleriyle betimlendiğine dikkat çekmiş; insanın sırtında taşınan böyle bir hayvanın anlamını yorumlamanın güç olduğunu, ancak Neolitik insanların hayvanlarla kurduğu ilişkinin bugünkünden çok farklı olduğunun görüldüğünü belirtmişti.

Şimdi ise yaklaşık 11 bin yıllık ikinci bir kompozisyon karşımızda:

Bu kez insan leoparı taşımıyor.

İnsan, leoparın sırtında oturuyor.

Yaklaşık 70 santimetre yüksekliğindeki heykel, üç metre çapındaki, zemini yassı taşlarla kaplanmış bir yapının duvarı boyunca uzanan sekinin üzerinde, bırakıldığı yerde bulunmuş.

İşte bu ayrıntı, keşfi sıradan bir “benzersiz heykel” haberinin ötesine taşıyor.

Çünkü aynı yerleşimde, insan ile leoparı ilişkilendiren iki farklı kompozisyona sahibiz.

Birinde insan hayvanı taşıyor.

Diğerinde hayvan insanı taşıyor.

Bu noktada yapılması gereken, yeni heykele hemen “dünyanın en eski binicilik tasviri” demek değil. Böyle bir yorum şimdilik fazla iddialı olur; yeni buluntunun ayrıntılı bilimsel değerlendirmesi ve yayımlanması gerekiyor. Bugün için bildiğimiz, insanın leoparın sırtında oturduğu ve iki figürün tek bir kompozisyonda birleştirildiği.

Fakat soruyu değiştirebiliriz.

11 bin yıl önce Karahantepe’de insan ile leopar neden tekrar tekrar aynı anlatının içine yerleştiriliyordu?

Bu sorunun cevabını henüz bilmiyoruz. Zaten arkeolojinin değeri de her buluntunun bize hazır cevaplar vermesinde değil; yeni sorular sordurmasında.

Üstelik bu ilişki Karahantepe ile sınırlı görünmüyor. Erken Neolitik sanat üzerine yapılan akademik değerlendirmelerde, Karahantepe’deki sırtında hayvan taşıyan insan figürleri, insan ve hayvanın üst üste yerleştirildiği kompozit heykeller bağlamında ele alınıyor. Sayburç kabartmaları da insan-hayvan ilişkisini anlatısal bir sahne içinde gösteren önemli örneklerden biri.

Dolayısıyla bugün karşımızdaki mesele, bir insanın 11 bin yıl önce leopara “binip binmediği” değil.

Mesele, o insanların insan ile hayvan arasındaki sınırı bizim düşündüğümüz kadar kesin görüp görmedikleri.

Belki leopar yalnızca bir hayvan değildi.

Belki güçtü. Tehlikeydi. Kimlikti. Bir anlatının kahramanıydı. Ya da bugün kavramlarını bile hatırlamadığımız bir inanç dünyasının parçasıydı.

Bunların hiçbirini bugün kesin olarak söyleyemeyiz.

Ama iki heykelin yan yana getirdiği soru çok daha güçlü:

Birinde insan leoparı taşıyor. Diğerinde leopar insanı.

Bu bir rastlantı mı, yoksa 11 bin yıl önce kurulmuş bir düşüncenin iki farklı ifadesi mi?

Karahantepe’nin asıl heyecanı belki de burada.

Çünkü bazen geçmiş, bize bir cevap bırakmaz.

Bir soru bırakır.

Ve 11 bin yıl sonra o soru hâlâ canlıdır.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *