24 Saat Haber
İstanbul
Açık
28°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,3181 %0.07
56,3736 %0.68
6.981,64 %2.50
Ara
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

Eşzamanlılıklar: Tesadüf müdür, Bilincin İşaretleri mi?

YAYINLAMA:

Bazen hayat, içimizde başlayan bir cümleyi dışarıdaki bir olayla tamamlamaktadır.

Uzun zamandır düşünmediğimiz biri ansızın aklımıza gelmekte ve birkaç saat sonra bizi aramaktadır. Zor bir kararın eşiğindeyken, birbirini tanımayan birkaç kişiden aynı sözü duymaktayız. Tam vazgeçmek üzereyken önümüze bir kitap, bir insan veya hiç beklemediğimiz bir fırsat çıkmaktadır.

Bu anlarda içimizden aynı soru yükselmektedir:

Bütün bunlar yalnızca tesadüf müdür, yoksa hayat bizimle konuşmakta mıdır?

Bu soruya verilebilecek en dürüst cevap şudur:

Her tesadüf bir işaret değildir. Fakat insanın yaşadığı her anlamlı karşılaşmayı değersiz ve rastgele ilan etmek de hakikatin yalnızca bir tarafını görmektir.

Tesadüf ile eşzamanlılık aynı şey değildir

Tesadüf, aralarında bilinen bir neden-sonuç ilişkisi bulunmayan iki veya daha fazla olayın bir araya gelmesidir. Eşzamanlılık ise bu karşılaşmanın insanın iç dünyasında güçlü ve kişisel bir anlam kazanmasıdır.

Carl Gustav Jung, eşzamanlılığı insanın psikolojik durumu ile dışarıda gerçekleşen bir olayın, bilinen bir nedensellik bağı olmadan, anlam üzerinden birleşmesi şeklinde ele almıştır. Jung’un yaklaşımı önemli bir psikolojik ve felsefi varsayımdır; deneysel olarak kanıtlanmış bir doğa yasası değildir. Jung’un kullandığı örneklerin büyük bölümü klinik gözlemlere ve kişisel deneyimlere dayanmaktadır.

Eşzamanlılığın asıl gücü, olayın ne kadar sıra dışı olduğundan çok, insanın içindeki hangi noktaya dokunduğunda saklıdır.

Aynı şarkıyı iki gün içinde üç kez duymak tek başına büyük bir anlam taşımayabilir. Fakat insan hayatının en önemli kararlarından birini vermeye çalışırken, o şarkının sözleri aylardır kendisine itiraf edemediği bir gerçeği görünür hâle getiriyorsa, yaşanan karşılaşma artık psikolojik olarak anlamlıdır.

Bu anlam, olayın mutlaka görünmeyen bir güç tarafından düzenlendiğini kanıtlamaz. Fakat olayın insan üzerindeki dönüştürücü etkisini de geçersiz kılmaz.

Zihin neden tesadüflerin peşine düşmektedir?

İnsan zihni örüntü arayan bir yapıdır. Yaşamı sürdürebilmek için olaylar arasındaki bağlantıları fark etmekte, nedenleri araştırmakta ve geleceğe ilişkin tahminler oluşturmaktadır.

Bu nedenle tesadüfleri fark etmek her zaman akıl dışı bir davranış değildir. Psikoloji alanındaki çalışmalar, tesadüfleri fark etme sürecinin insanın neden-sonuç ilişkisi kurma ve çevresini öğrenme kapasitesiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. Bir başka deyişle zihin, gerçek bir bağlantıyı kaçırmamak için bazen bağlantısız olaylar arasında da anlam aramaktadır.

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir zihinsel eğilim vardır: doğrulama yanlılığı.

Doğrulama yanlılığı, insanın zaten inandığı düşünceyi destekleyen olayları daha kolay fark etmesi ve o düşünceyle çelişen olayları gözden kaçırmasıdır.

Bir insan saat 11.11’i gördüğünde bunu hatırlamakta, gün içinde baktığı diğer onlarca saati ise unutmaktadır. Daha sonra “Ben sürekli 11.11’i görüyorum” diyebilmektedir. Burada seçici dikkat, sıradan bir tekrarın olağanüstü görünmesine neden olabilmektedir.

Fakat bu açıklama bütün eşzamanlılık deneyimlerini değersiz hâle getirmemektedir. Yalnızca insanın gördüğü her örüntüyü dışarıdan gönderilmiş kesin bir mesaj saymaması gerektiğini göstermektedir.

Bilinç yalnızca izleyen bir yapı mıdır?

Bilincin dış dünyadaki olayları görünmeyen bir alan üzerinden düzenlediği bilimsel olarak doğrulanmış değildir. Bunu kanıtlanmış bir fizik yasası olarak sunmak mümkün değildir.

Metafizik bilinç modelinde ise insan, gerçekliği yalnızca izleyen pasif bir gözlemci değildir. Düşüncesi, duygusu, niyeti ve dikkatinin yönüyle belirli olasılıklarla rezonans kuran canlı bir bilinç alanıdır.

Buradaki rezonans, “Aklımdan geçirdiğim her şey hemen gerçekleşir” demek değildir. Rezonans, insanın içsel durumunun hangi ihtimalleri görebileceğini, hangilerine yönelebileceğini ve hangilerini sürdürebileceğini etkilemesidir.

Dağınık niyet dağınık bir yönelim üretmektedir. Netleşmiş niyet ise bilinci belirli bir olasılık alanına odaklamaktadır. Öğretisel modelde bağlantının kurulabilmesi, iç frekans ile karşılaşılan alan arasında uyum bulunmasına bağlıdır.

Bu açıdan eşzamanlılık, bilincin dış dünyaya emir vermesi değildir. İçsel yönelim ile dışarıda karşılaşılan bir olasılığın kısa süreli olarak aynı anlam çevresinde buluşmasıdır.

İnsan bir karar verdikten sonra daha önce görmediği fırsatları fark etmeye başlayabilir. Bunun bir bölümü dikkatinin değişmesiyle açıklanabilir. Dikkat değiştiğinde davranış değişmekte, davranış değiştiğinde karşılaşmalar da değişmektedir.

Metafizik yorum ise bunun bir adım ötesine geçmektedir. Bilincin yalnızca olanı fark etmediğini, aynı zamanda uyumlandığı olasılık hattıyla daha güçlü bir ilişki kurduğunu kabul etmektedir. Bu ikinci açıklama öğretisel bir modeldir; bilimsel olarak doğrulanmış bir mekanizma değildir.

Eşzamanlılıklar neden karar dönemlerinde artmaktadır?

Bir insanın hayatında büyük bir yön değişimi başladığında dikkati keskinleşmektedir. Eski hayat ile yeni ihtimal arasındaki eşikte duran insan, normal zamanlarda önemsemeyeceği ayrıntıları daha kolay fark etmektedir.

Psikolojik açıdan bunun nedeni açıktır. Zihin, çözmeye çalıştığı problemle ilişkili bilgileri seçmeye başlamaktadır.

Metafizik açıdan ise insanın niyeti belirginleştikçe belirli bir olasılık çizgisiyle rezonansı güçlenmektedir. Aynı yaşamın farklı ihtimallere açılabileceği kabul edildiğinde, seçim anları yalnızca davranış değişikliği değil, yön değişikliği hâline gelmektedir. Eşzamanlılık da insanın yeni bir olasılık hattına yaklaşmasının dış dünyada beliren ince bir geri bildirimi olarak yorumlanabilmektedir.

Ancak eşzamanlılık gelecekten verilmiş kesin bir sonuç değildir. Bir ihtimalin görünür hâle gelmesi, o ihtimalin mutlaka gerçekleşeceği anlamına gelmemektedir.

İşaret kapıyı gösterebilir. Kapıdan geçip geçmemek insanın özgür iradesine, hazırlığına, davranışlarına ve koşullarına bağlıdır.

Sıfır noktası ve gerçek işaretin sessizliği

Eşzamanlılıkların sağlıklı biçimde değerlendirilebilmesi için insanın önce kendi merkezinde olması gerekmektedir.

Korku içindeki zihin her yerde tehdit görmektedir. Büyük beklentiler içindeki zihin her yerde vaat görmektedir. Kendini özel hissetmek isteyen ego ise en sıradan olayı bile kozmik bir görevlendirme gibi yorumlayabilmektedir.

Bu nedenle dışarıdaki işaretten önce içerideki alıcının durumu incelenmelidir.

Sıfır noktası, zihnin donması veya insanın hiçbir şey hissetmemesi değildir. İç kutupların sürtünmesinin azaldığı, korku ile arzunun kısa süreliğine geri çekildiği, insanın daha sakin ve tarafsız görebildiği merkez hâlidir. Bu modelde merkezlenme arttıkça algı berraklaşmakta; zihinsel dağınıklık arttıkça iç rehberlik bulanıklaşmaktadır.

Gerçek bir içsel yönlendirme çoğu zaman bağırmamaktadır. İnsanı paniğe sürüklememekte, acil karar vermeye zorlamamakta ve “Bunu hemen yapmazsan her şeyi kaybedersin” dememektedir.

Daha çok sakin bir açıklık oluşturmaktadır.

İnsan, ne yapması gerektiğine ilişkin bütün ayrıntıları bilmeyebilir. Fakat içinde sessiz bir doğruluk hissi belirmektedir. Kalp, zihin ve beden birbirleriyle savaşmayı kısa süreliğine bırakmaktadır.

Külliyatın hiperiletişim yaklaşımında da bilgi zorla çağrılmamakta, görüntü üretilmemekte ve mesaj uydurulmamaktadır. Önce merkezlenme ve içsel sessizlik kurulmakta, ardından sezgisel alıma izin verilmektedir.

Hiperiletişim, öğretisel dilde bilincin sıradan söz, ses ve duyusal iletişim kanallarının ötesinde bilgiyle ilişki kurabilmesini ifade etmektedir. Bu kavram, ana akım fizikte doğrulanmış bir iletişim mekanizması değildir.

Bununla birlikte eşzamanlılık, metafizik açıdan hiperiletişimin dış dünyadaki yankılarından biri olarak düşünülebilir. Bilgi önce içte sessiz bir yönelim olarak belirmekte; ardından bir karşılaşma, bir cümle, bir insan veya bir olay aynı anlamı dışarıda yankılamaktadır.

Bu bir kanıt değil, tutarlı bir metafizik yorumdur.

Her şeyi işaret saymanın tehlikesi

Eşzamanlılığa tamamen kapanmak kadar, her şeyi işaret saymak da insanı hakikatten uzaklaştırmaktadır.

Her sayı, her rüya, her şarkı, her kuş, her plaka ve her tesadüf kişiye özel bir mesaj değildir. İnsan zihni sürekli anlam üretmeye başladığında gerçek işaret ile algısal gürültü birbirine karışmaktadır.

Sağlıklı algı insanı bedenden koparmamakta, aşırı heyecana sürüklememekte ve sorgulamayı yasaklamamaktadır. Daha sakin, daha tutarlı ve daha merkezli bir hâl oluşturmaktadır. Algısal gürültü ise her şeyi önemli göstermekte, aciliyet yaratmakta, kişiye olağanüstü bir görev verildiğini düşündürmekte ve dış gerçeklikle bağı zayıflatabilmektedir.

Bu nedenle hiçbir önemli sağlık, ilişki, hukuk veya para kararı yalnızca görülen bir işarete dayanarak verilmemelidir. Eşzamanlılık bir araştırma daveti olabilir; aklın, gerçeklerin ve sorumluluğun yerine geçen bir emir değildir.

Bir eşzamanlılığın güvenilirliği nasıl sınanır?

Karşılaşılan bir olay altı süzgeçten geçirilmelidir:

Önceden var olan bir soruyla mı buluşmaktadır?

Olaydan önce gerçekten o konu üzerinde düşünülmüş müdür, yoksa anlam olaydan sonra mı üretilmiştir?

Sakinlik mi, aşırı uyarılma mı oluşturmaktadır?

Berrak yönlendirme çoğu zaman sessizdir. Korku, kutsallık sarhoşluğu ve acele hissi ayırt etme gücünü azaltmaktadır.

Tek bir olay mıdır, zaman içinde oluşan tutarlı bir örüntü müdür?

Tekrar sayısı tek başına kanıt değildir. Bağımsız olayların aynı anlamı desteklemesi daha dikkat çekicidir.

Dış gerçeklikle uyumlu mudur?

İşaret olarak görülen şey somut verilerle, kişinin değerleriyle ve yaşamın gerçek koşullarıyla çelişiyorsa yeniden değerlendirilmelidir.

Özgür iradeyi korumakta mıdır?

Gerçek rehberlik insanın seçim hakkını elinden almamaktadır. Baskı kuran, tehdit eden veya mutlak itaat isteyen mesajlara şüpheyle yaklaşılmalıdır.

Karşıt kanıtlar da hesaba katılmakta mıdır?

Yalnızca düşünceyi doğrulayan olaylar değil, onunla çelişen gelişmeler de kaydedilmelidir. Böylece doğrulama yanlılığının etkisi azaltılabilir.

En sağlıklı yöntem, bir eşzamanlılık günlüğü tutmaktır. Olay gerçekleşmeden önceki soru, karşılaşmanın ayrıntıları, alternatif açıklamalar, bedensel his, alınan küçük karar ve sonraki gelişmeler yazılmalıdır.

Zaman, gerçek işaret ile geçici heyecanı birbirinden ayıran güçlü bir süzgeçtir.

Sonuç: Hayat bizimle konuşmakta mıdır?

Hayatın bilinçli biçimde kişiye özel olaylar düzenlediğini bilimsel olarak doğrulayamıyoruz. Fakat insanın iç dünyası ile dışarıdaki bir olayın anlamlı biçimde kesişebildiğini, bu kesişimin farkındalığı ve davranışı değiştirebildiğini biliyoruz.

Eşzamanlılık bu nedenle ne yalnızca körü körüne inanılacak kozmik bir mesajdır ne de hemen çöpe atılması gereken anlamsız bir rastlantıdır.

O, insanın dikkatle yaklaşması gereken bir kesişimdir.

Belki hayat bizimle cümleler kurarak konuşmamaktadır. Belki yalnızca tam hazır olduğumuz noktada bir insanı, bir sözü, bir kitabı veya bir kapıyı karşımıza çıkarmaktadır. Belki de değişen dış dünya değil, sonunda onu görebilecek hâle gelen bilincimizdir.

İnsanın görevi her yerde işaret aramak değildir. Asıl görev, işaret olabilecek bir karşılaşma geldiğinde onu korkudan, arzudan ve zihinsel gürültüden ayırabilecek kadar merkezinde kalmaktır.

Gerçek eşzamanlılık özgür iradeyi ortadan kaldırmamaktadır. İnsana “Bana itaat et” dememektedir.

Yalnızca sessizce şunu söylemektedir:

“Buraya bak. İçinde yürümeye hazır olduğun bir yol olabilir.”

Kararı yine insan vermektedir. Çünkü işaretler yönü gösterebilir; fakat kaderi bilinç, seçim ve eylem birlikte örmektedir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *