24 Saat Haber
İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
48,5039 %0.03
56,5603 %0.20
6.844,47 %-0.25
Ara
yazar
Bilgisayar Yüksek Mühendisi - İnşaat Mühendisi - Kozmik Mühendis
Tüm Yazıları

Kader Sandığımız Şey Bir Tekrar Programı Olabilir mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:

Aynı acıyı farklı yüzlerle yaşamak, gerçekten yazgı mıdır?

Bazen insan üçüncü kez aynı hayatı yaşadığını fark etmektedir.

İsimler değişmiştir. Ev değişmiştir. İş değişmiştir. Yanındaki insanın yüzü, sesi ve hikâyesi başkadır. Fakat birkaç yıl sonra aynı kırgınlığın içinde, neredeyse aynı cümleyi kurarken bulmaktadır kendisini:

“Benim kaderim bu.”

Bir ilişkide yine kendisini değersiz hissetmiştir. Büyük umutlarla başladığı iş yine tükenişe dönüşmüştür. Para gelmiş ama kalmamıştır. Kendini göstermek üzereyken yine geri çekilmiştir. Güvenmeye karar verdiği anda yine yanlış kişiye kapı açmıştır.

Sahne değişmiştir ama final değişmemiştir.

İşte tam burada sormamız gereken rahatsız edici fakat özgürleştirici bir soru vardır:

Ya kader sandığımız şey, aslında içimizde çalışan eski bir tekrar programıysa?

Ya hayat bizi aynı sona mahkûm etmiyor da biz farkında olmadan aynı iç koordinatlardan yola çıktığımız için sürekli aynı istasyona varıyorsak?

Kader kavramına itirazım yoktur. İnsanın doğduğu aile, beden, dönem ve ülke vardır. Karşılaşacağı insanların özgür iradesi, toplumsal koşullar, beklenmedik kayıplar ve denetleyemediği olaylar vardır. Metafizik öğretide bunlara ruhun seçtiği deneyim alanları, ana yaşam temaları ve olasılık koridorları da eklenmektedir.

İtirazım, tekrar eden her yaranın kader ilan edilmesinedir.

Çünkü kader bir imkân coğrafyası olabilir. Tekrar programı ise bu geniş coğrafyada bizi durmadan aynı dar yola sokan görünmez yönlendirme sistemidir.

Her tekrarın altında görünmeyen bir cümle vardır

İnsan çoğu zaman hayatındaki olayları hatırlamaktadır ama o olayların içinde verdiği ilk kararları hatırlamamaktadır.

Çocukken sevgiyi ancak uslu olduğunda gördüyse, içinden sessizce “Sevilmek için kendimden vazgeçmeliyim” demiş olabilir.

Başarısı küçümsendiyse “Görünür olursam cezalandırılırım” kararını vermiş olabilir.

Ailesinde para sürekli kavga, kayıp veya korku ürettiyse “Para güvenli değildir” kaydını taşımaya başlamış olabilir.

Yakınlık kurduğu insanlar onu terk ettiyse “Birine bağlanırsam sonunda yalnız kalırım” sonucuna varmış olabilir.

Bunların hiçbiri masaya oturulup bilinçli biçimde alınan kararlar değildir. Çocuğun zihni yaşamı açıklamak, bedeni ise hayatta kalmak istemektedir. O sırada geliştirilen hüküm, o gün için koruyucu bile olabilir. Fakat çocuklukta koruyan bir karar, yetişkinlikte hapishaneye dönüşebilmektedir.

Yıllar sonra insan “Ben değersizim” diye düşünerek dolaşmamaktadır. Bunun yerine değersiz hissetmesine neden olacak insanlara çekilebilmekte, kendisine iyi davranan insanlara karşı kuşku duyabilmekte, ihtiyaçlarını söyleyememekte ve biriken kırgınlığın sonunda ilişkiyi kaybedebilmektedir.

Sonra ortaya çıkan sonucu eski inancının kanıtı saymaktadır:

“Gördün mü? Kimse beni gerçekten sevmiyor.”

Program böyle çalışmaktadır. Önce kendisine uygun bir algı oluşturmaktadır. Sonra bu algıya uygun seçimler yaptırmaktadır. Seçimler davranışa, davranışlar sonuca dönüşmektedir. Sonuç da başlangıçtaki inancı doğrulamaktadır.

İnsan böylece bir olay yaşamamaktadır. Kendi kendisini doğrulayan kapalı bir devrenin içinde yaşamaktadır.

Tanıdık olan neden doğruymuş gibi gelmektedir?

İnsan her zaman kendisine iyi geleni seçmemektedir. Çoğu zaman nasıl yaşayacağını bildiği şeyi seçmektedir.

Bağlanma araştırmaları, erken ilişkilerde gelişen içsel çalışma modellerinin yetişkinlikte insanların yakınlık, güven, tehdit ve ayrılık karşısında nasıl düşündüğünü, hissettiğini ve davrandığını etkileyebildiğini göstermektedir. Bu modeller değişmez kader değildir; fakat fark edilmediklerinde ilişki tercihlerini ve tepkileri güçlü biçimde yönlendirebilmektedir.

Alışkanlık araştırmaları da aynı bağlamda tekrar edilen davranışların zamanla daha otomatik hâle gelebildiğini göstermektedir. İnsan artık her defasında uzun uzun karar vermemektedir. Benzer koşul ortaya çıktığında öğrenilmiş cevap daha hızlı devreye girmektedir.

Bu nedenle tanıdık bir acı, bilinmeyen bir huzurdan daha yönetilebilir görünebilmektedir.

Duygusal olarak ulaşılamayan insanlara alışmış biri, sağlıklı yakınlığı başlangıçta “heyecansız” bulabilir. Sürekli mücadele ederek değer kazanmış biri, kolay gelen başarıdan kuşkulanabilir. Ailesinde fedakârlık sevginin ölçüsü olmuş biri, sınır koyduğunda kendisini kötü insan sanabilir.

Buradaki mesele insanın bilinçli olarak acı istemesi değildir. Sinir sistemi, duygu dünyası ve davranış repertuvarı eski haritayı daha iyi tanımaktadır.

Kader sandığımız şey bazen tam olarak budur: Eski haritanın yeni bir şehirde yeniden kullanılması.

Travma alanındaki klinik yazın, bazı kişilerin geçmişteki travmatik örüntüleri davranışsal, duygusal veya bedensel düzeyde yeniden yaşayabildiğini uzun süredir tartışmaktadır. Ancak her tekrar travma tekrarından doğmaz; alışkanlıklar, ilişki modelleri, çevresel şartlar ve bilinçli tercihler de hesaba katılmalıdır.

İnsana tek bir açıklama dayatmak doğru değildir. Fakat aynı son tekrar tekrar ortaya çıkıyorsa yalnızca dışarıdaki oyunculara değil, oyunun görünmeyen metnine de bakmak gerekmektedir.

Geçmiş, geleceğe nasıl emir vermektedir?

Bir düşünce bir kez geçtiğinde yalnızca düşüncedir. Fakat aynı düşünce aynı duyguyla beslenip aynı bedensel tepkiyi ve aynı davranışı üretmeye başladığında şablona dönüşmektedir.

Düşünce tekrarlandıkça belirginleşmektedir.

Duygu tekrarlandıkça eski hafıza daha hızlı çağrılmaktadır.

Beden aynı durumda aynı tepkiyi vermeye başlamaktadır.

Davranış otomatikleşmektedir.

Davranışın ürettiği sonuç, düşüncenin doğru olduğu izlenimini güçlendirmektedir.

Böylece geçmiş artık yalnızca hatırlanan bir olay değildir. Gelecekte neyi görebileceğimizi, hangi ihtimali tehlike sayacağımızı, kime yaklaşacağımızı ve nerede geri çekileceğimizi düzenleyen bir komuta dönüşmektedir.

Diyelim ki insanın temel kaydı “Görünür olursam saldırıya uğrarım”dır.

Önüne iyi bir fırsat geldiğinde zihni önce heyecanlanmaktadır. Bir süre sonra bedeni gerilmeye, uykusu bozulmaya ve zihni tehlike senaryoları üretmeye başlamaktadır. Ardından gecikmekte, hazırlığını tamamlamamakta veya gereksiz bir tartışmayla süreci bozmaktadır. Fırsat kaçtığında da “Zaten bana fırsat gelmiyor” demektedir.

Burada dış dünya hiç rol oynamamıştır demek doğru değildir. Fakat iç programın dış sonuç üzerindeki payını görmemek de aynı ölçüde eksiktir.

Program insana yalnızca ne düşüneceğini söylememektedir. Neyi fark etmeyeceğini de belirlemektedir.

Özgür iradenin en fazla daraldığı yer burasıdır. İnsan zincirlenmiş değildir; fakat önünde yalnızca tek bir seçenek görebilmektedir. Teorik olarak özgürdür, fiilen eski programın koridorundadır.

Her kayıt bu hayatta başlamamış olabilir mi?

Buradan sonra psikolojik açıklama ile metafizik öğretinin sınırını açıkça ayırmak gerekmektedir.

Psikoloji çocukluk deneyimleri, bağlanma örüntüleri, öğrenilmiş davranışlar, aile içi aktarım, travma ve erken dönem şemaları üzerinden çalışmaktadır. Erken uyumsuz şemaların birçok psikolojik sorun açısından kırılganlık oluşturabileceğini gösteren araştırmalar vardır. Aynı araştırma alanı, bu şemaların üzerinde çalışılabildiğini de ortaya koymaktadır; yani şema yazgı değildir.

Metafizik model ise kaydın kapsamını daha da genişletmektedir.

Bu modelde insan yalnızca bugünkü kişiliğinden ve fiziksel bedeninden oluşmamaktadır. Kişisel travmaların yanında atalardan aktarılan örüntüler, kolektif bilinç kayıtları, ruhsal deneyim izleri ve miasmik birikimler de hesaba katılmaktadır.

Miasma, öğretisel dilde insanın enerji mimarisinde birikmiş kişisel, atalardan gelen ve ruhsal kayıtların oluşturduğu çok katmanlı filtreye verilen addır. Bu yapı bilimsel olarak doğrulanmış anatomik bir beden değildir. Morfogenetik şablon ve ışık bedeni öğretisi içinde kullanılan metafizik bir modeldir.

Bu modele göre sorun Kaynak enerjisinin yokluğu değildir. Sorun, gelen akımın eski kayıtlar arasından geçerken yanlış çevrilmesidir. İçerideki asli mesaj “genişle” olabilir; fakat travma filtresi bunu “tehlikedesin” diye tercüme edebilir. İçsel sınır koyma hareketi “suçluluk”, huzur “boşluk”, gerçek yakınlık ise “kontrolü kaybetmek” gibi algılanabilir.

Bu ayrım çok önemlidir.

Çünkü insanın özü bozuk değildir. Tercüme hattı bulanmıştır.

Kristal kırılmamıştır; üzeri örtülmüştür.

Nehir kaynağını kaybetmemiştir; yatağı tıkanmıştır.

İnsan kendisini programla özdeşleştirdiğinde “Ben buyum” demektedir. Kozmik mühendis kimliğini hatırladığında ise başka bir soru sormaktadır:

“Sistemimin hangi katmanında bu sinyal yanlış çevrilmektedir?”

İşte bakış açısını değiştiren soru budur.

İnsan neden kozmik bir mühendistir?

Kozmik mühendis sözü, insan egosunu şişiren şiirsel bir unvan değildir. İnsanın görünmeyen tasarım ile görünür yaşam arasındaki bağlantı noktasında bulunmasını anlatmaktadır.

Metafizik insan mimarisinde Kathara Izgarası ana planı taşımaktadır. Aksiyatonal hatlar bu planın dağıtım ağıdır. Çakralar ve nadial yapı ara istasyonlardır. Morfogenetik DNA şablonu biyolojik yazılım gibi çalışmaktadır. Fiziksel beden ve yaşanan hayat ise bütün bu aktarımın görünür çıktısıdır. Bu yapılar ana akım anatominin doğrulanmış parçaları değil, öğretinin çok katmanlı insan modelinin parçalarıdır.

Bu haritaya göre insan yalnızca başına gelen olayları yaşayan bir varlık değildir. Bilgiyi enerjiye, enerjiyi hisse, hissi duyguya, duyguyu düşünceye, düşünceyi seçime, seçimi davranışa ve davranışı fiziksel sonuca dönüştüren canlı bir aktarım sistemidir.

Başka bir deyişle insanın hayatı, yalnızca dış dünyanın ona yaptığı şeylerin toplamı değildir. İç mimarisinden dünyaya indirdiği komutların da sonucudur.

Bir mühendis ekrandaki hatayı görünce ekrana kızmamaktadır. Enerji kaynağını, ana planı, iletim hattını, ara istasyonları ve çıktı birimini kontrol etmektedir.

İnsan da sürekli aynı sonucu aldığında yalnızca sonuca bakmamalıdır.

İlişki bozuluyorsa yalnızca karşısındaki insanı değil, yakınlık anında çalışan iç programı da incelemelidir.

Para kalmıyorsa yalnızca kazancı değil, alma, tutma, değer ve güven kayıtlarını da görmelidir.

Görünür olamıyorsa yalnızca fırsat eksikliğini değil, bedeninin görünürlüğü nasıl yorumladığını da araştırmalıdır.

Kozmik mühendislik tam olarak budur: Kendini suçlamadan, bütün sorumluluğu da dışarıya atmadan, sistemin hangi katmanında organik komutun bozulduğunu okuyabilmektir.

Kapalı devre ile açık devre arasındaki savaş

Tekrar programı kapalı devre istemektedir.

Aynı korku, aynı düşünceyi üretmektedir. Aynı düşünce, aynı davranışı doğurmaktadır. Aynı davranış, aynı sonucu getirmektedir. Sonuç yeniden korkuyu beslemektedir.

Bu devre kendi enerjisini yaratamamaktadır. İnsanın dikkatini, duygusal yoğunluğunu, yaşam gücünü ve davranışlarını kullanmaktadır. Programın sürmesi için insanın onu tekrar tekrar enerjilendirmesi gerekmektedir.

Bu nedenle farkındalık yalnızca zihinsel bir aydınlanma değildir. Programın enerji hattına yapılan ilk müdahaledir.

Metafizik modelde insan kapalı sistem olarak yaratılmamıştır. Yüce Yaradan’ın açık ilahi döngüsüyle bağlantı kurabilen, Kaynak’tan aldığı akımı deneyime dönüştüren ve deneyimden ürettiği bilinci yeniden bütüne taşıyan canlı bir köprüdür.

Organik devre yalnızca enerji almamaktadır. Aldığını yaşama indirmekte, deneyimden idrak üretmekte ve bu idraki yeniden Kaynak’a taşımaktadır.

Kaynak, bilinç, his, duygu, düşünce, seçim, deneyim ve idrak arasında canlı bir dolaşım vardır.

Tekrar programı bu büyük dolaşımı kısa devreye çevirmektedir. İnsanın enerjisi bütüne açılmak yerine aynı korku çemberinde dönmektedir.

Kader gibi hissedilmesinin nedeni de budur. Kapalı devrede hareket vardır ama ilerleme yoktur. İnsan yıllarca koşmakta, buna rağmen aynı manzaraya geri dönmektedir.

Özgür irade gerçekten nerede başlamaktadır?

Özgür irade, insanın hiçbir koşuldan etkilenmeden istediği her şeyi yapabilmesi değildir. Böyle bir özgürlük insan yaşamında yoktur.

Gerçek özgür irade, önceden görünmeyen seçeneğin görünür hâle gelmesiyle başlamaktadır.

Program “Sus” dediğinde susmama ihtimalini fark etmektir.

Beden “Kaç” dediğinde birkaç saniye daha merkezde kalabilmektir.

Zihin “Yine terk edileceksin” dediğinde, karşıdaki insanı geçmişteki kişiyle karıştırıp karıştırmadığını görebilmektir.

Eski kimlik “Sen bunu yapamazsın” dediğinde, o sesin hakikat değil kayıt olabileceğini anlayabilmektir.

Program özgür iradeyi bütünüyle yok edememektedir. Fakat korku, kimlik özdeşleşmesi, tekrar ve seçenekleri görünmez hâle getirme yoluyla özgürlüğün kullanılabildiği alanı daraltabilmektedir.

Bu nedenle “Sen seçtin, sen yarattın” diyerek acı yaşayan insanı suçlamak hem sığ hem zalimce bir yaklaşımdır.

Çocuklukta geliştirilen hayatta kalma cevabı bilinçli rıza değildir. Şiddete uğrayan insan şiddeti yaratmış değildir. Aldatılan insan karşısındakinin seçiminin sorumlusu değildir. Yoksulluk, ayrımcılık, hastalık ve toplumsal koşullar tek bir kişisel inançla açıklanamaz.

Kozmik mühendislik mağduru suçlamamaktadır. Sistemi doğru okumaktadır.

Dışarıdaki sorumluluğu sahibinde bırakmakta, içeride geri alınabilecek kumandayı ise insana geri vermektedir.

Tekrar programı nasıl kırılmaktadır?

Bir tekrar programı yalnızca olumlu düşünerek çözülmemektedir.

Zihin yeni cümleyi söylerken beden hâlâ eski tehlikeyi yaşıyorsa, eski program çalışmaya devam etmektedir. Enerji çalışması yapılıp gündelik davranış değiştirilmezse alınan akım dünyaya indirilememektedir. Yalnızca davranış değiştirilip alttaki duygu ve beden kaydı görülmezse insan bir süre sonra yorularak eski düzene dönmektedir.

Gerçek dönüşüm, katmanların aynı yeni hakikatte birleşmesidir.

Önce tekrar eden sonucun adı konmalıdır. “Hep şanssızım” gibi geniş bir cümle yerine somut düzen görülmelidir:

“İhtiyacımı söylemeyip biriktiriyor, sonra aniden kopuyorum.”

“İyi bir fırsat geldiğinde hazırlığı geciktiriyorum.”

“Bana ulaşamayan insanları seçiyor, ulaşabilenleri küçümsüyorum.”

“Para geldiğinde güvende hissetmek yerine hemen tüketiyorum.”

Ardından zincir geriye doğru izlenmelidir:

Sonuçtan önce hangi davranış vardır?

Davranıştan önce hangi düşünce vardır?

Düşünceden önce hangi duygu vardır?

Duygudan önce bedende hangi ilk hareket başlamaktadır?

İşte programın giriş kapısı genellikle oradadır.

Yeni kader büyük sözlerle değil, o giriş kapısında verilen küçük fakat farklı bir cevapla başlamaktadır.

Bu kez susmak yerine tek bir gerçek cümle söylemek…

Kaçmak yerine konuşmayı ertesi güne kadar açık bırakmak…

Mükemmel olmayı beklemek yerine işi tamamlayıp görünür kılmak…

Panikle harcamak yerine gelen paranın küçük bir bölümünü bedende güven duygusuyla tutmak…

Yeni seçim başlangıçta yabancı hissettirebilir. Yabancı hissettirmesi yanlış olduğu anlamına gelmemektedir. Yalnızca sistemin o yolu henüz yeterince kullanmadığını göstermektedir.

Yeni davranış tekrarlandıkça psikolojik düzeyde yeni bir alışkanlık ve yeni bir ilişki modeli kurulmaktadır. Metafizik modelde ise yeni düşünce, duygu, beden ve davranış uyumu yeni bir skaler şablonu enerjilendirmektedir.

İki dil aynı şey değildir. Fakat ikisi de değişimin tek bir dilek anından değil, tutarlı ve çok katmanlı yeni bir düzenden doğduğunu söylemektedir.

Kader mi, program mı?

Cevap artık daha nettir.

Hayatın tamamı bir tekrar programı değildir. Her kayıp, her karşılaşma ve her zorluk insanın bilinçaltı tarafından üretilmemektedir. Yaşamda başka insanların özgür iradesi, biyolojik gerçekler, toplumsal düzen, tesadüfler ve insanın denetleyemediği büyük olaylar vardır.

Fakat kader sandığımız bazı sonuçlar gerçekten tekrar programlarının öngörülebilir çıktısı olabilir.

Ruh sözleşmesi ana temayı taşıyabilir; program o temanın içinden hangi yolu seçeceğimizi etkileyebilir.

Karma gökten gelen ceza değil, seçimlerin insana verdiği yön etkisi olabilir.

Kader araziyse program eski patikadır.

Özgür irade ise arazinin tamamını ilk kez görebilmektir.

İnsan mekanik bir sistem değildir. Deneyimi çözen, yön değiştirebilen ve bilinç üretebilen duyarlı bir varlıktır. Metafizik modelde bağlı olduğu gerçeklik katmanı da mutlak ve donmuş değildir; seçimleriyle merkezine yaklaşabilen dinamik bir yapı taşımaktadır.

Kozmik mühendis kimliği tam burada uyanmaktadır.

İnsan evreni zorla kontrol ettiği için kozmik mühendis değildir. Kendi iç mimarisini ilahi organik tasarımla yeniden hizalayabildiği için kozmik mühendistir.

Dışarıdaki bütün yıldız kapıları açılsa bile kendi tekrar programını göremeyen insan özgür değildir. Fakat yıllardır aynı acının önünde aynı tepkiyi veren biri, bir gün durup farklı bir cevap verebiliyorsa evrenin en büyük kapılarından biri o anda açılmıştır.

Çünkü gerçek yükseliş bazen göklerin yarılması değildir.

Bazen yalnızca tanıdık bir yaranın önünde eski kimliğe teslim olmamaktır.

Bir gün yine aynı kapı karşımıza çıkabilir. Aynı tür insan, aynı korku, aynı vaat ve aynı kaçış yolu önümüzde durabilir.

Fakat bu defa kapıyı açan el aynı el değildir.

Bu defa içeride programı gören biri vardır.

Bu defa korkuyu kader sanmayan biri vardır.

Bu defa kendi sisteminin hem öğrencisi hem de mühendisi olan biri vardır.

Kader sandığımız şey bir tekrar programı olabilir.

Fakat programı görebilen bilinç, programın kendisi değildir.

İşte özgürlüğün ilk ve en sarsılmaz kanıtı budur.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *