İnsanlık Tarihinin En Büyük Dönüşümü Anadolu’da
Anadolu arkeolojisi, son yıllarda elde edilen çarpıcı buluntularla dünya gündeminde. Özellikle Şanlıurfa ve çevresinde yürütülen Neolitik Dönem kazıları, insanlık tarihine dair bildiklerimizi yeniden düşünmemize neden oluyor.
Göbekli Tepe, Karahan Tepe, Sayburç ve Sefertepe’de sürdürülen çalışmalar, yaklaşık 12 bin yıl öncesine tarihlenen Neolitik kültürün bilinen en erken izlerini gün yüzüne çıkarıyor. Bu buluntular, insanın avcı-toplayıcı yaşam biçiminden yerleşik hayata geçiş sürecine dair önemli ipuçları sunuyor.
Taşlara Kazınan İlk Düşünceler
Karahan Tepe, bu dönüşümün en dikkat çekici merkezlerinden biri olarak öne çıkıyor. Uzmanlara göre henüz hayvancılığın sistematik olarak gelişmediği, yazının henüz ortaya çıkmadığı bu dönemde, taşlara kazınan her figür ve betimleme; insanın simgesel dünyasını, soyut düşünme biçimlerini ve inanç sistemini anlamamıza yardımcı oluyor.
Neolitik insanın anlatım dili, ilk aşamada hayvan betimleriyle başlıyor; zamanla insan figürlerinin daha belirgin hâle geldiği anlatımlarla gelişiyor. Yazının olmadığı bu çağda, düşünce ve inanç dünyası resim ve heykel aracılığıyla, güçlü bir sanatsal ifade biçimiyle ortaya konuyor.
Kazı başkanı Prof. Dr. Necmi Karul’un aktardığına göre, Göbekli Tepe ile çağdaş olan Karahan Tepe’de yürütülen kazılarda farklı katmanlarda hem anıtsal yapılar hem de konutlara ait kalıntılar açığa çıkarıldı. Alanda ilk kez insan yüzü betimi olan T biçimli bir dikilitaşın bulunması ise Neolitik dönem sembolizmi açısından son derece dikkat çekici kabul ediliyor.
Prof. Dr. Karul, T biçimli taşların temel işlevinin çatıyı taşımak olduğunu ve özellikle anıtsal yapılarda kullanıldığını vurgularken, insan yüzlü betimlemeye sahip bu dikilitaşın, Karahan Tepe’de yapılacak yeni keşiflere de ışık tutabileceğini ifade ediyor.
Ölüm Ritüellerine Açılan Kapı
Taş Tepeler Projesi kapsamında 2021 yılında kazılarına başlanan Sayburç’ta ise oldukça çarpıcı bir insan figürü gün yüzüne çıkarıldı. Ağzı dikilmiş,gözleri doluymuş izlenimi veren ve kaburgaları belirgin biçimde işlenmiş bu heykel, yaklaşık MÖ 8500 yılına tarihleniyor. Doç. Dr. Eylem Özdoğan başkanlığında yürütülen kazılarda ortaya çıkarılan bu figür, erken yerleşik toplulukların ölüm ve ritüel anlayışına dair önemli ipuçları sunabilecek nitelikte değerlendiriliyor.
Aynı proje kapsamında kazıları sürdürülen Sefertepe’de ise 2025 yılında elde edilen buluntular büyük heyecan yarattı. Doç. Dr. Emre Güldoğan başkanlığında yürütülen çalışmalarda, bir odanın içine düzenli bir biçimde yerleştirilmiş toplam 22 kafatasının birlikte bulunması, Neolitik insanın ölüm ve yaşam algısına dair önemli soruları gündeme taşıdı.
Doç. Dr. Güldoğan, özellikle seçilmiş bazı kafatasları üzerinde farklı ritüel uygulamaların izlerine rastlanmasının, bu buluntuların inanç sistemi bağlamında son derece dikkat çekici olduğunu vurguluyor.
“İlkel” Olan Ne Kadar İlkel?
Avcı-toplayıcılıktan yerleşik hayata geçişin ilk izlerini ortaya koyan bu arkeolojik çalışmalar; inancın nasıl şekillendiğini, ölümün nasıl anlamlandırıldığını, yaşamın nasıl sürdürüldüğünü ve mimarinin nasıl ortaya çıktığını anlamamıza katkı sağlıyor.
Uzun yıllar “ilkel” olarak tanımlanan Neolitik kültürün, aslında son derece gelişmiş bir simgesel düşünce dünyasına ve evrensel bir bakış açısına sahip olduğu; her yeni buluntuyla birlikte bugünün dünyasının temellerine dair daha derin bir anlayış sunduğu giderek daha net biçimde ortaya çıkıyor.