Yeni Bir Yıl, Eski Yaralar ve Barışın Hâlâ Mümkün Olduğu Gerçeği
Yeni bir yıla girerken takvimler değişiyor, rakamlar sıfırlanıyor ama dünya ne yazık ki aynı yerden devam ediyor. Savaşlar bitmiyor, adaletsizlik şekil değiştiriyor, acılar sadece coğrafya değiştiriyor. Yılbaşları çoğu zaman bize “yeni” olanı değil, yüzleşmekten kaçtığımız “eski” gerçekleri hatırlatıyor.
Bugün dünyada barıştan söz etmek, çoğu insan için romantik ya da naif bir temenni gibi algılanıyor. Oysa barış, en gerçekçi ve en zorunlu ihtiyaçlardan biri. Çünkü savaş sadece cephede yaşanmıyor. Evlerin içine, çocukların zihnine, insanların vicdanına da sirayet ediyor.
Son yıllarda yaşadıklarımız bize şunu çok net gösterdi:
Silahların sustuğu yerde bile insanlık susabiliyor.
Ekranlardan akan görüntüler normalleşiyor, ölü sayıları istatistiğe dönüşüyor, acı bir “haber metni”ne sıkışıp kalıyor. İşte tam da bu noktada asıl tehlike başlıyor. Çünkü barışı kaybetmeden önce, merhameti kaybediyoruz.
Yeni yıl vesilesiyle kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Gerçekten neye alıştık?
Savaşa mı, yoksa sessizliğe mi?
Barış, sadece devletlerin imzaladığı anlaşmalarla gelmez. Barış; insanın içindeki öfkeyle, korkuyla ve ötekileştirme refleksiyle kurduğu ilişkiyle başlar. Birbirini tanımayan insanların birbirinden bu kadar kolay nefret edebilmesi, aslında ne kadar kolay yönlendirilebildiğimizin de göstergesi.
Bugün dünyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; daha derin bir farkındalıkla dinlemek. Daha çok silah üretmek değil; daha çok vicdan üretmek. Daha sert sınırlar çizmek değil; insanlığın ortak değerlerini hatırlamak.
Barış, “herkesin haklı olduğu” bir yer değildir.
Barış, “haklı olmaktan vazgeçip insan kalmayı seçtiğimiz” yerdir.
Yeni yıl; mucize vaat etmez. Ama niyetin gücünü hatırlatır. Her bireyin küçük gibi görünen ama etkisi büyük olan bir sorumluluğu vardır. Kullandığımız dilde, paylaştığımız cümlelerde, çocuklara bıraktığımız dünyada… Barış ya büyür ya da sessizce yok olur.
Belki de bu yüzden yeni yıla girerken büyük laflar etmek yerine, küçük ama samimi bir dilek daha anlamlıdır:
İnsan kalabilmek.
Çünkü insan kalabildiğimiz sürece;
barış bir ihtimal değil, bir ihtiyacın sonucu olacaktır.
Yeni yılın, takvimden önce vicdanlarımızda başlaması dileğiyle…
Daha adil, daha sakin ve daha insanca bir dünya umuduyla.