24 Saat Haber
İstanbul
Parçalı bulutlu
7°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,2957 %0.03
50,6829 %-0.17
6.744,08 % 1,90
Ara

Yeni Bir Yıl, Eski Yaralar ve Barışın Hâlâ Mümkün Olduğu Gerçeği

YAYINLAMA:

Yeni bir yıla girerken takvimler değişiyor, rakamlar sıfırlanıyor ama dünya ne yazık ki aynı yerden devam ediyor. Savaşlar bitmiyor, adaletsizlik şekil değiştiriyor, acılar sadece coğrafya değiştiriyor. Yılbaşları çoğu zaman bize “yeni” olanı değil, yüzleşmekten kaçtığımız “eski” gerçekleri hatırlatıyor.

Bugün dünyada barıştan söz etmek, çoğu insan için romantik ya da naif bir temenni gibi algılanıyor. Oysa barış, en gerçekçi ve en zorunlu ihtiyaçlardan biri. Çünkü savaş sadece cephede yaşanmıyor. Evlerin içine, çocukların zihnine, insanların vicdanına da sirayet ediyor.

Son yıllarda yaşadıklarımız bize şunu çok net gösterdi:
Silahların sustuğu yerde bile insanlık susabiliyor.


Ekranlardan akan görüntüler normalleşiyor, ölü sayıları istatistiğe dönüşüyor, acı bir “haber metni”ne sıkışıp kalıyor. İşte tam da bu noktada asıl tehlike başlıyor. Çünkü barışı kaybetmeden önce, merhameti kaybediyoruz.

Yeni yıl vesilesiyle kendimize şu soruyu sormak zorundayız:
Gerçekten neye alıştık?
Savaşa mı, yoksa sessizliğe mi?

Barış, sadece devletlerin imzaladığı anlaşmalarla gelmez. Barış; insanın içindeki öfkeyle, korkuyla ve ötekileştirme refleksiyle kurduğu ilişkiyle başlar. Birbirini tanımayan insanların birbirinden bu kadar kolay nefret edebilmesi, aslında ne kadar kolay yönlendirilebildiğimizin de göstergesi.

Bugün dünyada en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, daha yüksek sesle konuşmak değil; daha derin bir farkındalıkla dinlemek. Daha çok silah üretmek değil; daha çok vicdan üretmek. Daha sert sınırlar çizmek değil; insanlığın ortak değerlerini hatırlamak.

Barış, “herkesin haklı olduğu” bir yer değildir.
Barış, “haklı olmaktan vazgeçip insan kalmayı seçtiğimiz” yerdir.

Yeni yıl; mucize vaat etmez. Ama niyetin gücünü hatırlatır. Her bireyin küçük gibi görünen ama etkisi büyük olan bir sorumluluğu vardır. Kullandığımız dilde, paylaştığımız cümlelerde, çocuklara bıraktığımız dünyada… Barış ya büyür ya da sessizce yok olur.

Belki de bu yüzden yeni yıla girerken büyük laflar etmek yerine, küçük ama samimi bir dilek daha anlamlıdır:
İnsan kalabilmek.

Çünkü insan kalabildiğimiz sürece;
barış bir ihtimal değil, bir ihtiyacın sonucu olacaktır.

Yeni yılın, takvimden önce vicdanlarımızda başlaması dileğiyle…
Daha adil, daha sakin ve daha insanca bir dünya umuduyla.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *